3 ARALIK DÜNYA ENGELLİLER GÜNÜ

3 ARALIK DÜNYA ENGELLİLER GÜNÜ

Uluslararası Engelliler Günü 1992 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 47/3 sayılı kararı ile ilan edilmiştir. Toplumun her alanında engelli bireylerin haklarını ve refahını teşvik etmeyi ve engelli bireylerin durumuna dair politik, sosyal, ekonomik ve kültürel yaşamın her alanında farkındalık  arttırmayı amaçlamaktadır.

2011 yılında Dünya Sağlık Örgütü tarafından yayınlanan Dünya Engellilik Raporu’nda dünya nüfusunun yaklaşık %15’ine karşılık gelen 1 milyardan fazla insanın engelli olduğu açıklanmıştır.

Ülkemizdeki duruma baktığımızda 2011 yılında TÜİK tarafından yapılan Nüfus ve Konut Araştırması sonuçlarına göre, en az bir engeli olan  (3 ve daha yukarı yaş) nüfusun oranı %6,9’dur. Erkeklerde %5,9 olan bu oran, kadınlarda %7,9’dur.

ENGELLİ VE ENGELLİ TANIMLARI

Dünya Sağlık Örgütünün 1980 yılında yayınlamış olduğu bildirgesinde engellilikle ilgili temel kavramlar tanımlanmış ve engelliliğin sağlık boyutuna ağırlık veren bir sınıflandırmayla bu konuda üç ayrı kategoride tanımlama geliştirilmiştir:

1.Yetersizlik (Impairment): Fizyolojik, psikolojik veya anatomik yapının kaybını ya da normalden sapması halini ifade eder. Bu tanım özellikle organ düzeyindeki bozuklukları ifade eder.

2.Özürlülük (Disability): Bu tanım fiziksel ve zihinsel yeti kaybını ifade etmektedir. Sağlığın bozulması sonucu oluşan yetersizlikten dolayı bir yeteneğin normale oranla azalması veya kaybedilmesi olarak tanımlanır.

3.Engellilik / Maluliyet (Handicap): Yukarıda açıklanan yetersizlik veya özürlülük halleri nedeniyle kişinin yaş, cinsiyet, sosyal ve kültürel düzeyine göre normal kabul edilen yaşam gereklerini yerine getirememesidir.

Dünya Sağlık Örgütü’nün tanımı dışında engelli, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’ne ek 3447 sayılı Engelli Kişilerin Hakları Bildirisi’nin 1. maddesinde, “kişisel ya da sosyal yaşantısında kendi kendisine yapması gereken işleri, bedensel veya ruhsal yeteneklerindeki kalıtımsal ya da sonradan olma herhangi bir noksanlık sonucu yapamayanlar” şeklinde tanımlanmaktadır.

Türkiye’de engellilerle ilişkisi olan farklı işlevlerdeki birçok kurum kendi ihtiyaçları doğrultusunda engelliliği tanımlamakta ve bunun sonucunda da ortaya çok çeşitli engellilik tanımları çıkmaktadır.

5378 sayılı Engelliler Hakkındaki Kanun’a göre, engelli; fiziksel, zihinsel, ruhsal ve duyusal yetilerinde çeşitli düzeyde kayıplarından dolayı topluma diğer bireyler ile birlikte eşit koşullarda tam ve etkin katılımını kısıtlayan tutum ve çevre koşullarından etkilenen bireyi ifade eder. (http://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.5378.pdf, 2019)

2828 sayılı Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kanunu’nun 3. maddesinin c fıkrasına göre engelli, doğuştan veya sonradan herhangi bir hastalık veya kaza sonucu bedensel, zihinsel, ruhsal, duygusal ve sosyal yeteneklerini çeşitli derecelerde kaybetmesi nedeniyle normal yaşamın gereklerine uymama durumunda olup; korunma, bakım, rehabilitasyon, danışmanlık ve destek hizmetlerine ihtiyacı olan kişiyi ifade eder. (http://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.2828.pdf, 2019)

ENGELLİLİĞİN SINIFLANDIRILMASI VE NEDENLERİ

T.C. Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü Başkanlığı ve Türkiye Özürlüler İdaresi Başkanlığı tarafından 2002 yılında yapılan Türkiye Özürlüler Araştırması’nda engellilik altı ana başlık altında incelenmektedir:

  1. Ortopedik engelli
  2. Görme engelli
  3. İşitme engelli
  4. Dil ve konuşma engelli
  5. Zihinsel engelli
  6. Süreğen hastalık

Engelli olma nedenleri pek çok sınıflamalar halinde ele alınabilmektedir. En çok kullanılan sınıflama doğum öncesi, doğum sırası ve doğum sonrası oluşmalarına göre yapılan sınıflamadır.

1.Doğum Öncesi Nedenler: Kalıtımsal hastalıklar, annenin doğum yaşı (annenin doğum yaşının 17 yaşın altında veya 36 yaşın üzerinde olması), anne-baba arasında kan uyuşmazlığı olması, gebelikte annenin alkol, sigara ve uyuşturucu madde kullanması, yanlış ve rastgele ilaç kullanımı, gebelik kansızlığı, kromozom anormallikleri, annenin sahip olduğu kronik hastalıklar (diyabet, hipertansiyon), çok sayıda ve sık gebelik.

2.Doğum Sırası Nedenler: Plasenta ve göbek bağı ile ilgili anormallikler, doğum anındaki ciddi bulaşıcı hastalıklar, geç veya prematüre (erken) doğum, düşük ağırlıklı doğum, sarılık, doğum anında yanlış müdahaleler.

3.Doğum Sonrası Nedenler: Psiko-sosyal ve çevresel yoksunluklar, beyin urları, bebek kontrollerinin aksatılması, ev, iş, trafik kazaları, bireylerin ihmal ve istismar edilmesi, doğal afetler.

ENGELLİ BİREYLERİN KARŞILAŞTIKLARI SORUNLAR

Günümüz Türkiye’sinde engelli profilini incelediğimizde, engellilerin toplumla bütünleşme yönünde büyük sorunlar yaşadıkları görülmektedir. Adlandırmadan başlayarak, yaşamın pek çok alanına yayılan sorunlar, her geçen gün çığ gibi büyümektedir. Bu durum engelli bireylerin toplumla bir bütün içinde yaşamalarını güçleştirmektedir. Toplumun engelli bireyleri anlamaması, paylaştıkları hayatın içinde onları fark etmemesi, engelli bireylere ön yargılı bir tutum sergilemesi, engelli bireylerin de benzer bir ön yargılı tutumla “nasıl olsa önemsenmiyorum” deyip kendilerini toplumdan soyutlaması iletişim adına çok ciddi bir sorun olarak ortaya çıkmaktadır.

Engelli bireylerin karşılaştıkları temel sorunlara baktığımızda yoksulluk, ulaşım, eğitim, fiziksel çevre ve konut, rehabilitasyon, aile ve özel yaşam, istihdam, psikolojik rahatsızlıklar ve toplumsal entegrasyon gibi başlıklar öne çıkmaktadır. Bütün bu sorunlar en temelde engellilerin toplumla bütünleşmesinin önünü tıkamaktadır.

 

NELER YAPABİLİRİZ?

Engelli bireylere karşı tutum ve davranışlarda dikkat edilmesi gereken temel noktalar:

  • Diğer insanlara nasıl davranılıyorsa engelli bireye de öyle davranılmalıdır.
  • Sakin ve rahat iletişim kurulmalıdır.
  • Fiziksel temas konusunda dikkatli olunmalıdır.
  • Engelli bireye yardım etmeden önce izin istenmelidir.
  • Engelli bireye yönelerek konuşulmalıdır.
  • Engelli bireyle konuşurken kelimeler özenle seçilmelidir.
  • Engelli birey dikkatle dinlenmelidir.
  • Engeli birey ve ailelerine karşı ön yargıyla yaklaşılmamalıdır.
  • Engelli bireyle veya ailesiyle konuşurken sadece engel durumuna odaklanılmamalı, genel ve normal ölçüde iletişim kurulmalıdır.
  • Engelli birey veya ailesi göz hapsine alınmamalı, rahatsızlık verici bakışlardan kaçınılmalıdır.
  • Engelli birey veya ailesine yönelik etiketleyici ve ayrımcı söylemler kullanılmamalıdır.

Engelli bireylerin yaşam kalitesini arttırmak, engelli bireyleri toplumla en üst düzeyde bütünleştirmekten geçmektedir. Bunun gerçekleşmesi ise toplumun tüm bireylerinin bu sürece dahil olması ve engelli bireylere karşı olan olumsuz tutum ve davranışların düzeltilmesi ile mümkün olacaktır.

Engellilere karşı oluşmuş olumsuz tutum, davranış ve ön yargıları değiştirmek, ailelere destek olmak ve sorunlarını paylaşmak, engellilere ve ailelerine rehberlik, danışmanlık hizmetleri sunmak ve iş olanakları konularında bilgilendirmek için çalışmalar yapılmalıdır. Engelli bireylerin ve engelli ailelerinin sosyal uyumu ve kendilerini toplumun birer parçası olarak görebilmeleri için toplumda farkındalık yaratma çalışmaları yapmaya da ihtiyaç duyulmaktadır.

Engelli bireylerin, yaşamın her alanına katılabilmeleri ve haklarının korunabilmesi için engelliliğin bir sorun olarak görülmesine neden olan toplumsal bilincin dönüşümü en önemli koşuldur. Bu dönüşümün sağlanabilmesi, ayrımcı söylem ve uygulamalarla mücadele edilmesini gerektirmektedir. Bu mücadelenin yürütülmesinde, çalışma alanlarından biri de engellilik olan biz ruh sağlığı meslek elemanları olarak elimizden geleni yapmaya gönüllü ve hazırız. Bizler inanıyoruz ki farklılıklarımızla daha güzeliz.

Sosyal Hizmet Uzmanı / Sosyal Çalışmacı

Esra ŞAHİN

 

 

 

 

 

Bakmak istersen...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir