BİLİŞSEL KURAM PERSPEKTİFİNDE İNTİHAR OLGUSU (4\13)

İntihar etmek veya intihar girişiminde bulunmak önemli bir halk sağlığı sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır. İntihar olgusu kişiden kişiye göre değişiklik göstermesi, farklı tür ve nedenlerinin olması nedeniyle çeşitli kuramlar perspektifinde incelenen bir olgu halini almıştır. Bu yazımızda intiharı bilişsel kuram bağlamında irdelemeye çalışacağız.

İntihar olgusu üzerine yapılan çalışmalara bakıldığında eski yazıtların çoğunda intihar olgusuna rastlandığı hatta intihara yapılan en eski atıfın M.Ö. 2100 yılında Mısır’a ait olduğu çeşitli kaynaklarda yer almaktadır. İntihar antropoloji, psikoloji ve sosyoloji gibi birçok disiplin tarafından incelenmiş ve çeşitli araştırmalara konu olan bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır. Bilişsel Kuram bağlımda intiharı inceleyen bilim insanları başında Beck gelmektedir.

Beck’e göre ruhsal sorunlar, bilgi işleme sisteminin hatalı ya da çarpık bir biçimde çalışması sonucunda ortaya çıkmaktadır. Böylece, düşünme tarzındaki bozulmalar, bireyin ruh sağlığının bozulmasına neden olmaktadır.

Yaygın bir halk sağlığı sorunu olan depresyon ve intihar davranışına kuramsal yaklaşımlardan biri de Beck’in bilişsel kuramıdır. Bilişsel kuramın öncülerinden Beck (1987) intiharı “kendine,  dünyaya ve geleceğe negatif bir bakış” olarak nitelendirmektedir. Bilişsel modele göre depresyona yatkınlığı olan kişiler, kendilerini, dış dünyayı ve geleceklerini olumsuz değerlendirmektedirler. Depresif kişi kendini yetersiz, değersiz ve kusurlu bulur. Yaşamı engellerle dolu, zorlu olaylardan ibaretmiş gibi algılayarak kendi geleceğini de umutsuz olarak nitelendirmektedir.

Beck (1979) bilişsel bozukluk kuramını üç temel kavram üzerinden şematize etmiştir.

Beck (1979) tarafından geliştirilen bilişsel bozukluk kuramı üç kavram üzerinden tanımlanmıştır:

  1. Bilişsel üçlü: Kişinin kendisi, çevresi ve geleceği ile ilintili inançları kapsar. Kişi kendisini yetersi ve değersiz bulur. Yaşamı ona göre hayal kırıcıdır, çevresi ona yardım etmemektedir, geleceğinden umutsuzdur ve hayatında uzun dönemli bir amacı yoktur. Bu döngü içerisinde kişi hayatında olumlu bir davranış başlatamaz.
  2. Sessiz kabullenişler (şemalar): Depresif kişi kendisinin de açıklayamadığı bazı inanç ve kurallara sahiptir. Kişi coşkularını, bilgi ve davranışlarını bu kurallara dayandırmaktadır. Örneğin eşi ona bir konuda iltifat etmediğinde “artık beni beğenmiyor, beni kimse sevmiyor, değersizim” düşüncesi oluşur.
  3. Bilişsel hatalar: Gerçek olayla, hastanın bu olayla ilgili olumsuz otomatik düşünceleri kıyaslanarak mantık hataları kurulur. Örneğin, keyfi anlam çıkarma, seçimli dikkat, genelleştirme, büyütme, küçültme ve özelleştirme gibi mantık hataları ve olumsuz düşünceler oluşturur.

Beck,  intihar girişiminde bulunmuş ve psikoterapi gören 80 depresif hasta ile birlikte çalışmalar yapmıştır. Bu çalışmalar bağlamında bu hastaların sorunlarının çözümü olmadığına ve hiçbir zaman sorunlarına dair çözüm bulunamayacağına dair olan inançları ile intihar girişimleri arasında güçlü bir bağ olduğunu belirtmektedir. Beck (1963)  hastaların objektif ve gerçekçi bir nedeni olmamasına rağmen deneyimlerine yanlış anlamlar yükleyerek amaca ulaşmak için çaba sarf etmemelerini, çabalasalar bile sonucu negatif olarak nitelendirmelerinin altında yatan nedenin umutsuzluk olduğunu ifade etmektedir.

Depresyonun en temel nedenlerinden biri olan umutsuzluk ve karamsarlığın neden olduğu intihar olgusu birbirleriyle ilişkisel bir bağlamda ele alınmaktadır. Beck, bilişsel kuram perspektifinde intihar davranışının nedeninin bilişsel çarpıtmalar olduğunu belirtmektedir. Beck’e (1963) göre intihar ve intihar girişimi bireyin çaresizliği ve umutsuzluk durumuna bir çözüm, bir çıkış yolu olarak gördüğü, umutsuzluk bilişsel çarpıtmalar ve gerçekçi olmayan düşüncelerin de bu davranışı tetiklediği bir sarmalı oluşturmaktadır. “Bu anlamda umutsuzluk intihar davranışını yordayıcı önemli bir bilişsel faktördür” (Westefeld ve ark 1990).

Beck ve ark. (1975, 1974) geliştirdikleri umutsuzluk ölçeğini kullanarak yatarak tedavi gören intihar girişiminde bulunan hastalar üzerinde yaptıkları çalışmalarda hem depresyonun hem de umutsuzluğun intihar eğilimi ile ilişkili olduğunu, umutsuzluk kontrol edildiğinde ise depresyon ve intihar eğilimi arasındaki ilişkinin kaybolduğunu ama tersinin geçerli olmadığını saptamışlardır. Dyer ve Kreitman’de (1984) daha depresyon ve intihar eğiliminin ilişkisinin doğrudan umutsuzluk ile intihar eğilimi arasındaki ilişkiye bağlı olduğunu belirtmiştir

Raineri ve ark. (1987) “psikiyatrik bozukluğu olan hastalarda intihar düşüncesi ile depresyon, umutsuzluk ve disfonksiyonel davranışların ilişkisi” konulu çalışmalarında intihar düşüncesine ek olarak umutsuzluk gibi bilişsel bozuklukların intihar riskinin göstergesi olduğunu ileri sürmüşlerdir. Umutsuzluk ve depresyonun birlikte intihar düşüncesi ile önemli derecede ilişkili olmasına karşın umutsuzluğun intihar düşüncesi konusunda depresyondan daha fazla sorumlu olduğunu buldular.

Yine aynı çalışmada umutsuzluk ve depresyonun intiharı belirlemede önemli olduğunu ama klinik popülasyonlarda umutsuzluğun otomatik olarak intihar riskinin en iyi belirleyicisi olmadığını da vurgulamışlardır.

Cole’da (1988) yaptığı çalışma sonucunda hasta grupta umutsuzluğun intihar riskini belirlemede depresyondan daha etkili olduğunu belirtirken hasta olmayan grup için daha ileri tarama araçlarına gereksinim olduğunu eklemiştir. Literatürde yapılan birçok çalışmada da depresyon, umutsuzluk ve intihar arasında sıkı bir ilişki olduğu belirtilmektedir.

Tüm bu bilgiler bağlamında söylemeliyiz ki intihar riski depresyondayken artmaktadır. Depresyon ise  umutsuzluk, üzüntü, zorlanma gibi durumlarda ortaya çıkan ve insan hayatını zorlayan bir çökkünlük halidir. Bazı durumlarda kaygı depresyona eşlik edebilir. Uyku bozuklukları, çok ya da az uyku uyuma, iştahsızlık ya da çok yemek yemek, geçmişte zevk alınan şeylerden zevk alamama, mutsuzluk, umutsuzluk, sosyal hayattaki işlevselliğin azalması gibi belirtilerin 2 haftadan uzun süreli görüldüğü takdirde bir profesyonele başvuru  yapılması ve destek alınması  bu bağlamda oldukça önemlidir.

Bir sonraki yazımız olan Psikodinamik Kuram’a Göre İntihar yazısını Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Bölümü 3. Sınıf Öğrencisi Ayşe AFŞAR kaleme aldı, yarın web sitemizden okuyabilirsiniz.

 

 

SOSYAL HİZMET UZMANI

Ayşegül KOCAMÜMİNLER

Bakmak istersen...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir