BİYOLOJİK KURAMLAR AÇISINDAN İNTİHAR (3\13)

 

          Ruh Sağlığı Platformu olarak intihar konusunu işlemeye devam ediyoruz. Bugün sizlerle tüm davranışların doğuştan geldiğini savunan biyolojik kurama göre intihar konusunu sunacağız.

            İntihar her toplumda ve her yaş grubunda görülebilen bir yaşamsal olaydır. Yapılan çalışmalar sonucunda, intiharın oldukça karmaşık bir davranış olduğu ve tek bir risk faktörü ile açıklanamayacağı anlaşılmıştır. Çalışmaların ortaya koyduğu risk faktörleri arasında yaş, medeni durum, travma ya da taciz yaşantısı, daha önce intihar girişiminde bulunulması, kişilik bozuklukları, umutsuzluk ve depresyon gösterilmektedir. Bu öze kıyım sorunu psikolojik ve sosyolojik açıdan birçok uzmanın dikkatini çekmiş ve bu alanda çalışmalarına vesile olmuştur. İntiharı inceleyen yaklaşımlardan biri de biyolojik yaklaşımdır. Bu kuramla ilgilenen bazı araştırmacılar davranış ve çevre etkileşimine odaklanırken bazı araştırmacılar ise beyine odaklanmışlardır.

Davranışı çevreye uyum süreci olarak ele alanlara göre, çevresel değişiklikler vücuttaki nörokimyasal olayları etkileyerek davranışta nörokimyasal değişiklikler ortaya çıkarabilir. Biyolojik yaklaşım, tüm davranışların doğuştan gelen, biyolojik bir kökenin olduğuna inanmaktadır. Davranış, çevreye uyum süreci olarak ele alınır ve çevresel değişikliklerin, vücuttaki nörokimyasal olayları etkileyerek davranışta bazı değişiklikler ortaya çıkarılabileceği tezi savunulur. Havanın kapalı olduğu günlerde kendimizi daha mutsuz hissetmemiz bu duruma güzel bir örnektir. Bu bakış açısıyla düşünecek olursak olumsuz çevre koşullarının da bireyin ruhsal gelişiminde olumsuz etkileri olacağını düşünebiliriz. Beyine göre araştırma yapanlara göre Daha önce yapılan araştırmalarda intiharın beyinle ilgisi olmadığı sadece duyguların ilgili olduğu bir süreç olarak düşünülürdü. Sinirbilimlerindeki son gelişmeler gösteriyor ki duyguları beyinde belli bölgeler kontrol etmektedir. Araştırmalar beynin fonksiyon bozukluğunun veya çeşitli fizyolojik hastalıkların intihar davranışına eğilim açısından ilişkili olduğunu ortaya koyuyor.  Normal bireylere göre şeker hastası veya kanser hastalarının intihar eğilimlerinin 2 kat arttığı, çevresel sinir sistemi hastalarında ise bu oranın 5 katına çıktığı, felç, sara gibi merkezi sinir hastalarında ise bu oranın 5 kattan daha fazla olduğu rapor edilmiştir. Elde edilen bulgulara bakılarak açıkça söylenebilir ki beyin parçacıkları intihara giden süreçte önemli rol oynamaktadır.

   Sonuç olarak araştırmalar gösteriyor ki intihar üzerinde kalıtımın ve çevrenin önemli etkileri vardır tek başına bir sebepten ele alınabilecek basit bir süreç değildir.

   Eğer karşımızda intihar etmiş veya intihara eğilimli bir birey varsa onu anlamaya çalışmalı ve olumlu düşüncelere sahip olması için ona yardımcı olmalıyız.  Karşımızdaki bireyi uzman desteği alması için ikna etmeliyiz.

Bir sonraki yazımız olan Bilişsel Kurama Göre İntihar yazısını Sosyal Hizmet Uzmanı Ayşegül Kocamüminler kaleme aldı. Yarın web sitemizden okuyabilirsiniz.

Cemre Küçükkaraarslan

Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Bölümü

3. Sınıf Öğrencisi

Bakmak istersen...