Cinsel Şiddet

Cinsel şiddet; cinselliğin kontrol etmek, denetlemek, küçük düşürmek, aşağılamak ve cezalandırmak amacıyla bir şiddet aracı olarak kullanılmasıdır. Cinsel şiddet biçimleri Türk Ceza Kanununda (TCK) cinsel taciz, cinsel saldırı ve nitelikli cinsel saldırı şeklinde sınıflandırılmaktadır.
Cinsel taciz sözle, gözle, vücut diliyle, posta veya elektronik haberleşme araçlarıyla gerçekleştirilen, cinsel olarak rahatsız eden davranışların tamamıdır. Laf atmak, öpücük atmak, cinselliği çağrıştıracak eşyalar göndermek vb. davranışlar cinsel taciz kapsamında değerlendirilmektedir. Tacizi tanımlayan taciz eden kişinin davranışının niteliği ve mağdur üzerindeki etkisidir.
Nitelikli cinsel saldırı ise kadının rızası ve isteği dışında, vücudun herhangi bir cisim veya organ aracılığıyla vajinal, oral, anal yoldan gerçekleşen her türlü saldırıdır. Toplumda tecavüz kelimesinin kullanımı daha yaygındır. Tanımda cinsiyet olarak kadına vurgu yapılsa da istatistiki veriler erkeklere de nitelikli cinsel saldırıda bulunulabildiğini, araştırmalar sonucunda da her iki cinsiyetin de tehlike altında olduğu gözler önüne serilmektedir. Nitelikli cinsel saldırının her biçimi bireyin bedensel bütünlüğünü ihlal eden travmatik bir saldırıdır.
Cinsel şiddet söz konusu olduğunda cinsel istismar ve çocuk cinsel istismarına da değinilmesi gerekmektedir. Cinsel istismar WHO’ya göre çocukluk çağı sınırı 18 olan yaş sınırını geçmiş kişilerden cinsel olarak faydalanmaktır. Hiyerarşik sıralamada farklı konumlara sahip kişiler arası istenmeyen cinsel ilişkiler cinsel istismara örnek teşkil etmektedir.
Çocuk cinsel istismarı; 18 yaşından küçük çocuk sıfatı taşıyan bir bireyin kendisinden en az 5 yaş büyük bir başkası tarafından üstü kapalı veya açık bir şekilde zor kullanarak cinsel amaç veya tatmin amacıyla kullanılması ya da cinsel içerikli bir eyleme maruz bırakılmasıdır. Bir davranışın cinsel istismar olup olmadığına karar vermek için belli başlı şartlar bulunmaktadır. Bunlar: cinsel faaliyette zor kullanılma ya da kandırılma; vajinal, anal veya oral temas gibi tasvip edilmeyen ilişkinin gerçekleşmesi ve kurban ile istismarcı arasında anlamlı yaş farkının bulunması gerekir. Çocuk cinsel istismarı vakalarına bakılınca genelinin cinsel doyumu çocuklarda arayan, cinsel ve sosyal açıdan yetersiz kişilerce işlendiği ortaya çıkmaktadır.
Cinsel istismar insanlık tarihi kadar eskiye dayanmaktadır. Fakat istismar kapsamına giren bu hareketlerin tanımlanması ancak 19. yüzyılda adli tıp literatürünün oluşmasıyla gerçekleşmiştir. İşin üzücü yanı da şudur ki çocukların zihinsel gelişimine olan etkisinin anlaşılması yakın geçmişte olmuştur. Çocuk istismarı yaygın ve etkisi yıllarca süren bir şiddet türüdür. Özellikle büyüme ve gelişme çağında olan çocuğun bütünsel gelişimini dramatik bir şekilde olumsuz yönde etkilemektedir. Çocukları cinsel istismardan koruyabilmek adına öncelikle 3 yaşından itibaren mahremiyet eğitimi verilmelidir. Ebeveynlerin bilinçlendirilmesi, eğitim hayatı boyunca da çocuğun eğitim yoluyla bilinçlendirilmesi önem arz etmektedir.
Cinsel şiddetin psikolojik, fiziksel ve sosyal olmak üzere pek çok alana etkisi söz konusudur. Bireyde kaygı, öfke, korku, suçluluk, şaşkınlık, utanç duygusuna yol açabilmekte aynı zamanda yalnızlık hissi taşıyabilmektedir. Depresyon riski oldukça yüksektir. Çevresine karşı güvenini kaybedebilmekte ve kendine karşı olan güvenini de olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Güven kaybına asıl neden olan ihanete uğramışlık hissidir. Vaka kayıtları göstermektedir ki cinsel şiddet genele bakıldığında yabancı kimseler tarafından değil en yakınlardan geldiği görülmektedir. Ensest vakalara bakıldığında bu tezin doğrulandığı görülecektir. Birey öte yandan olayın yaşandığını kabul etmeyerek inkâr edebilmektedir. Cinsel şiddetin birey üzerindeki psikolojik etkilerine bakıldığında bireyin gelişimsel bütünlüğünü etkilediği görülmektedir.
Sosyal açıdan birey üzerindeki etkileri ele alındığında ise akademik başarı veya mesleki performansta bir düşüş gözlemlenmekte, isteksizlik ve dikkat dağınıklığı problemleri ile karşılaşılmakta, kişiler arası ilişkilerde aksaklıklar, yalnızlık hissinin neden olduğu kendini sosyal çevrelerden izole etme isteği taşıyabilmektedir. Birey tüm bu çelişkili duygular ve çalkantılı süreç içerisinde sıklıkla öfke patlamaları yaşayabilmektedir.
Toplumda cinsel şiddet konusunda oldukça yanlış olmasına rağmen doğru olarak kabul edilmiş savlar mevcuttur. Bunların en başında ise cinsel şiddetin nadir rastlanan bir vaka olduğu gelmektedir. Bilinenin aksine toplumda oldukça sık rastlanan ve sosyal statüsü fark etmeksizin herkesin başına gelebilecek bir olaydır. İnfial uyandırabilecek düzeyde tehlikeli bir yanlış bilgi ise cinsel şiddete maruz kalanların giyim ve davranış şekilleri ile karşı tarafı tahrik ederek olaya kendilerinin sebep olduğu görüşüdür. Bu görüş hakkında söylenebilecek ve altı çizilmesi gereken en önemli nokta ise cinsel şiddet maruz kalanın değil, uygulayanın sorumluluğunda ve TCK’ye göre de suç kapsamı dâhilinde değerlendirilmektedir. Maruz kalanın hiçbir şekilde sorumluluğu olduğu iddia edilemez ve uygulayıcı hakkında iyi hâl bildiriminde bulunulması kabul edilemez.
Şiddete karşı tepki vermemek şiddetin sonlanmasını sağlar görüşü ise bir diğer yanlış görüştür. Söz konusu çocuk eğitimi ve bir davranışın sönmesi olsa görmezden gelinmesi etkili bir yöntem olarak kullanılabilmektedir. Cinsel şiddet söz konusu olduğunda ise başvurulmaması gereken yöntemlerin belki de en başında gelmektedir.
Evli veya ilişki yaşayan çiftler arasında cinsel şiddet yaşanmadığı ya da yaşanmayacağı düşünülmektedir. Oysaki evli çiftlerin cinsel hayatı düşünüldüğünde iki farklı karakter, farklı istekler, hayata farklı perspektiflerden bakış gibi normlar cinsel ilişkide zaman zaman zorlanımlı davranışların oluşmasına yol açmaktadır. Burada dikkat edilmesi gereken nokta kişilerin var olan şiddetin genellikle ayrımına varamaması ya da bunu birileriyle paylaşamamasıdır.
Cinsel şiddetten sadece kendi önlemlerimizle korunmamız elbette mümkün değildir. Çünkü temelinde cehalet yatmakta, ruhsal bunalımlar bulunmakta, farklı karakter tipolojileri söz konusu olmakta, içinde bulunulan sosyal çevrenin değer ve normları önem kazanmaktadır. Özellikle insanların kendilerini, eğitim sisteminin insanları yetiştiremediği, sorumlulukların ve hakların ayrımına varılamadığı, özgürlüğün yanlış anlaşıldığı kısaca “Nevrotik Kişilik” olarak Horney tarafından tanımlanan tiplemelerin bulunduğu çağımızda kişisel düzeyde alınabilecek önlemler hayır demeyi öğrenmekle başlamaktadır.
Birey cinsel şiddete maruz kaldığında unutmamalıdır ki faille tartışmaya girmek, onu ikna etmeye çalışmak sorunu çözmek ve engel olmak için yeterli ve kullanılması gereken bir araç değildir. Buna ek olarak görmezden gelmeye çalışmak da çok tehlikeli bir yaklaşım biçimidir. Görmezden gelmek şöyle dursun yaşananların mümkünse kaydı tutulmalı, çevrede bulunan otorite sahibine (polis, jandarma vb.) ihbar edilmeli veya kişi kendisini anlayabileceğini düşündüğü birisiyle paylaşabilmelidir. Vaka kayıtlarında en yakınlardan daha fazla cinsel şiddete maruz kalındığını göz önüne alırsak özür ve vaatlere kanılmaması gerektiği unutulmamalıdır.



Ayşe AFŞAR
Anadolu Üniversitesi
Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik
3. Sınıf Öğrencisi

Bakmak istersen...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir