İntihar Olgusunun Toplumsal Cinsiyet Rolleri Bağlamında Değerlendirilmesi(11/13)

 

Ruh Sağlığı Platformu olarak intihar konusunu işlemeye devam ediyoruz. Bir önceki yazımızda (https://ruhsagligi.org/medya-intihari-destekliyor/) medyanın intihar üzerindeki etkilerini birlikte irdelemiştik. Bu yazımızda ise toplumsal cinsiyet rolleri bağlamında intihar olgusuna bakacağız.

İntihar olgusu; insanlık tarihinin her döneminde gerçekleşmekte ve tüm Dünya’da toplumsal açıdan çok önemli bir sorun olarak değerlendirilmektedir. Yaşamını sürdürebilmek için her yolu deneyen insanlığı intihara sürükleyen nedenlerin araştırılması, birçok araştırmacının çalışma alanını oluşturmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) verilerine göre her yıl yaklaşık 800.000 kişi intihar yoluyla hayatını kaybetmektedir¹. Bu istatistiklere bakıldığında özellikle cinsiyetler arasında dikkat çekici bir fark görülmektedir. Cinsiyet,  intihar davranışlarında oldukça güçlü bir yordayıcı olarak kabul edilen sosyodemografik bir değişkendir². Ölümle sonuçlanan intiharlarla ilgili yapılan araştırmaların sonucunda erkeklerin kadınlardan 2-3 kat daha fazla “tamamlanmış intihar” gerçekleştirdiği görülmektedir.  İntihar girişimlerinde ise bu oran tersine dönmektedir. Kadınlar, erkeklere göre yaklaşık iki kat daha fazla girişimde bulunmaktadır³. Ülkemizde de, erkeklerde ölümle sonuçlanan intihar oranı kadınların yaklaşık iki katıdır.  Erkeklerin ölümle sonuçlanan intihar olaylarının daha fazla oluşunu kullanılan yöntemle ilişkilendirebiliriz. Araştırmalara göre, erkekler ateşli silahlar ve kendini asma gibi daha ölümcül ve aktif intihar yöntemleri seçmektedir. Peki,  “intihar girişimi” oranının kadınlarda daha fazla oluşu neyi ifade etmektedir? Bu sorunun cevabını hem kullanılan yöntem hem de kişinin niyeti açısından açıklayabiliriz. Yani kadınların intihar için seçtikleri yöntemler kurtarılma olasılığını arttırmaktadır. Ayrıca bireylerin intihar girişimini, içinden çıkılamayan sorunların çözümü olarak görmesi ihtimali de bu oranı açıklamamıza yardımcı olmaktadır. 

İntihar düşüncesi ile ilgili yapılan araştırmalarda her iki cinsiyet için de farklı risk faktörleri belirlenmiştir. Toplumun sosyal yapısı, toplumun cinsiyetlere yönelik bakış açısı gibi faktörler bireylerin intihara yönelmelerine yol açabilmektedir. Örneğin çocuk yaşta yapılan evlilikler, ülkemizde yasalara rağmen maalesef sürdürülmektedir. Henüz evlilik çağına gelmemiş bireylerin buna zorlanması intihar riskini ortaya çıkarmaktadır. Aile içi şiddet faktörü ve boşanmaların yasak oluşu da bu riski tetiklemektedir. Boşanmanın yasak ya da az olduğu toplumlarda erkeklere oranla kadınların intihar etme oranı daha fazladır. Durkheim’a göre bunun nedenini evlilik hayatında, boşanma yasağının erkeğin lehine, kadının da aleyhine olmasında aramak gerekir. Çünkü boşanma yasağı erkeği pek etkilemez. Oysa kadını,  toplumsal kurallar evlilik bağına sıkı sıkıya bağlar. Bu gibi toplumlarda evlilik dayanılmaz hale gelince evli kadınlar intihara, erkek evlilerden daha yatkın hale gelirler 5. Diyarbakır’da intiharlar üzerine yapılan bir araştırmaya göre, kadınların evlenmeden önce baba baskısına, evlendikten sonra da koca baskısına maruz kaldıkları saptanmıştır. Bu kadınların çözüm yolu kalmadığı için intiharı seçtikleri anlaşılmıştır 6. Ayrıca boşanma sonrası kadına yönelik bakış açısı da bunu etkilemektedir. Toplumumuzda boşanmış olan kadının hayatı oldukça değişmektedir. Toplum, kadına biçilen rolün yerine getirilmesini ve kadının daha pasif bir duruş sergilemesini istemektedir. Dolayısıyla kadın, statü kaybına uğramakta ve daha öncesinde almadığı tepki, tavır ve tutumlarla karşılaşmaktadır. İçinden çıkılamayan bu çaresizlikler de intihar düşüncesini meydana getirmektedir.

Toplumun sosyal yapısı sadece kadınlar açısından değil, erkekler açısından da risk oluşturmaktadır. Kalıplaşmış cinsiyet rolleri erkekleri “duygularını paylaşmayan-belli etmeyen” bireyler olmaya zorlamaktadır. Sosyal destek intihar olgusunda çok önemli bir önleyici faktördür. Bu bağlamda, erkeklere yüklenen “evin geçimini sağlamakla yükümlü kişi” tanımı onların üzerinde baskı oluşturmaktadır. Bu baskıyı paylaşamayan, ifade edemeyen bireyler için intihar olasılığı yükselmektedir. 

Toplumun sosyal yapısı ve toplumsal cinsiyet rollerinin, intihar olgusunda önemli faktörler olduğu görülmektedir. Özellikle sosyal ilişkiler intihara sürükleyici faktörler olabileceği gibi önleyici faktörler olarak da değerlendirilebilir. Bu bağlamda, sosyal desteklerin (aile, arkadaş vb.) varlığı bireylerin sorunlarla baş etme becerilerini arttıracak ve önleyici bir faktör olacaktır. Ayrıca, özellikle baskıcı topluluk yapısına sahip olan bölgelerde durum tespiti yapılıp eğitim faaliyetlerinin gerçekleştirilmesi intihar vakaları için önleyici olacaktır. İntihar riskinin yüksek olduğu bireylerde ve bölgelerde önleyici, tedavi edici çalışmaların gerçekleştirilmesi açısından ruh sağlığı profesyonelleri olarak bizlere çok önemli bir görev düşmektedir.

Sibel Günaydın   

Psikolojik Danışman

Bir sonraki yazımızda ailelerin intihara dair bilmesi gereken bilgileri ele alacağız. Yazımızı Psikolojik Danışman Bahar SEYHAN kaleme aldı. Yarın web sitemizden okuyabilirsiniz.

 

 

 

KAYNAKLAR

1 -2-3 Batıgün, A.(2008). İntihar Olasılığı ve Cinsiyet: İletişim Becerileri, Yaşamı Sürdürme Nedenleri, Yalnızlık ve Umutsuzluk Açısından Bir İnceleme. Türk Psikoloji Dergisi. 23 (62), 65-75

5 Durkheim, E. (1986). İntihar. (Fransızca Orjinali: 1897). (Çev: Ö. Ozankaya). Toplumbilimsel İnceleme. Ankara: Türkiye Tarih Kurumu Basımevi. 

6 SIR, A., ve diğ. (1999). Diyarbakır’da Özkıyım ve Özkıyım Girişimleri. Türk Psikiyatri Dergisi. (10), 50-77

4 TÜİK, İntihar İstatistikleri (2002). T.C. Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü, Ankara

 

Bakmak istersen...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir